Kış ortası İstanbul’dan bir buçuk saaatlik uçuşla vardığımız
Beyrut sıcak havası, samimi insanları ile sizleri karşılıyor olacak.
Lübnan’ın başkenti Beyrut
marinaları, sıcak havası ile hemen sarmalıyor sizi. Kendinizi tutamıyor
bir yerlere gitmek istiyorsunuz. Buranın en ilginç yanı, taksilerden kimsenin
inmemesi, taksicilerin de yürüyen insana alışık olmaması. Biz türkler heryere tabanvayla
gittiğimiz için çok yadırgandı mesela. Burada düşük gelir düzeyine sahip
insanlar otobüse biner ya da yürürmüş. Napalım, biz de şehrin en güzel yanları
yürürken görülür diyerek günde 5 km ortalamayla yürüdük.
İlk gün festival nedeniyle sinemadan çıkıp da yemeğe gittik
dönüşte bir taksici götürdü bizi. Türklerle aynı avluya bakarak yaşamışllar..
pek de güzel türkçe öğrenmiş. İbrahim tatlıses severim dedi. Eski parçalarını
çaldı. İşin ilginç yanı bizimle türkçe konuştuğu yetmiyormuşcasına “ibrahim
tatlıses vuruldu ya kalbim cız etti” dedi. Adam öyle bir seviyordu işte İbrahim
Tatlıses’i. Eski başbakan Hariri’nin öldürülmesinin ardından bırakılan anıtlara
falan da baktık da, ülkede stadyumlara, havalimanına adını veren bu dev adam
resmen Tatlıses’e benziyor.
Kaldığımız yer deniz kenarında kalan Hotel Monroe’ydu.
Monroe hem downtowna hem Güvercin kayalıklarına, hem Hamra’ya pek bir yakın.
Hele gece hayatının aktığı Gemmayze’ye o kadar yakındı ki resmen bi içki de
burada içelim diyerek paso bir yere gidildi. En iyisi şüphesiz minicik olan
Crew Bar’daki performans ve üzerine brezilyalıların samba ile mekanı
fethetmesiydi. Halbuki blues gecesiydi ve pek de güzel kaynaşıyorduk. Bir de
başımızdan bir Angry Monkey macerası geçti ama dj berbat olduğu için buradan
bahsetmek yersiz.
Gemmayze’de kimsenin uykusu gelmiyor. Gece yemekler 9’dan
sonra yeniyor, mekanlar 11’e doğru doluyor. Kimse kimseyi yargılamıyor. Kimin
geldiğine bakılmıyor. Motto sadece eğlence. Diğer kişiler ve orktam kesinlikle
teferruhat. Eminim ki benim gibi içi geçen insanların bile gençliğini bulacağı
yer orası. Yani deli divane bombastiko über bir gece hayatı yok ama gayet
samimi ve sizi de kendine çeken bir ortamları var ve siz eğlenebiliyorsunuz.
Aç kalacağız diye bir korkunuz olmasın çünkü Humus başlı
başına bir öğün gibi. Kafta kesinlikle yenilmesi gereken bir ürün. Ama Abdul
Wahab’a ya da saat kulesinin oradaki herhangi bir yerde karışık kebab tabağı
isteyip çığrından çıkarcasına da yemek yemek mümkün. Gemmayze’deki Le Chef ile
sahildeki Cünye de beğenilenler arasında.
Gezip görülecek mekanlar arasında Lady of Lebanon heykeli
(yani büyük meryem ana heykeli), fenikelilerden kalıntıların olduğu Byblos,
Güvercin Kayalıkları ve Jeita Grotto sayılabilir. Eğer yakınlarındaysanız
Hamranın altında kalan Amerikan Üniversitesi’nin de arkeoloji müzesi gezilmeye
değer. Aslına bakarsanız Üniversitenin her bir köşesi gezmeye değer. Orada
Beyrut’un geleceğinin ne kadar parlak olduğunu, Amerikan ve Türk dizilerinin
üzerlerinde nasıl bir etkisi olduğunu görebiliyorsunuz.
Hediyelik eşya peşindeyseniz üzgünüm ama yöresel birşey
bulmak hatta magnet bulmak bile muazzam bir efor gerektiriyor. Bu tür
ihtiyaçlarınızı havalimanına saklayın. Bir karton sigarananın 16 dolar olduğu
yer burası. Magnet de gırla tabi.
Sigara demişken barlarda ve kapalı alanlarda hala sigara
içilebiliyor. Biraz garipsiyorsunuz ama sonra içiçiyseniz hemen kendinizi
“burada da sigara içmek ne büyük lüks” diye kaptırıveriyorsunuz. Paket paket
bitirmeniz olası.
Buranın para birimi Lübnan Livresi. Lübnan poundu diye de
geçiyor. 20 dolar 30 bin lübnan livresine tekabül ediyor. Her yerde dolar ile
alışveriş yapmanız mümkün ama aklınız karışırsa diye Hamra’da tek tük dövizci
var.
Alışverişlerde fiyatlar çok da ucuz değil kendinizi
kaptırmayın ama house cafede bir öğününüzün parasıyla burada en pahalı turistik
yerden muazzam bir yemekle ayrılıyorsunuz.
Yemek aklıma gelmişken bir de Hamra caddesindeki tarihi al
Hamra cafesini önermeden olmaz. Ben efsanevi bir browni yedim size de öneririm.
Yaşam standardı çok gelişmiş durumda. Sahil kesimleri
paradan ölüyor resmen. Hummerlar porscheler bmwlar zıııın diye gidiyor
yanınızdan. Gençlerde büyüklerde küçük araba neredeyse yok.
O kadar güzel akıyor ki yazı kendi kendine, içimden yine
gelinir buraya, burada yaşanır diyorum. Çünkü samimi, bize uzak değil, insanlar
da öyle. Bir kere denemeniz yyetecektir Beyrut’a kendinizi kaptırmanıza...





































